Yalakalık (Soytarılık) Üzerine
Hacı Bozkurt

Yalakalık (Soytarılık) Üzerine

Eskiden soytarılık dediğimiz işe şimdi yalakalık diyoruz.

Yalakalık yalamak sözcüğünden türeyen bir kelimedir.

Yalayan kişilere verilen önemli bir unvandır.

Yalakalara gelince,

Çıkarları için kişilikleri ayaklar altına alırlar.

Yararlandıkları kişilere haksız övgüler yağdırırlar.

İşi için haysiyetinden, şerefinden, kişiliğinden ödün verirler.

Çünkü bunlar Osmanlı soytarılarıdır.

Yüzüne tükürsen yağmur yağıyor diye kabullenirler.

Ama karşılığında bu devirde gemisini en iyi şekilde yürütürler.

 

Şimdi gelelim yalakalık nasıl yapılıyor sorusuna,

Başta şunu belirteyim ki; Yalakalık başlı başına bir sanattır.

Çünkü herkes yalakalığı beceremez.

Yalakalık bazıların mayasında vardır.

Mayasında yalakalık olmayanlar bu işi beceremezler.

Günümüzde kimileri mevkisinde yükselmek için,

Kimileri maddi çıkar elde etmek için,

Kimileri de başka bir çıkar için yalakalık yapıyor.

Bunlar toplumda herkes tarafından alenen biliniyor.

Kişiliksiz, şahsiyetsiz, niteliksiz oldukları dilden dile dolaşıyor.

İşin en ilginç yanı bunlar toplumda itibar görüyor.

Bu itibarı da yalatanlardan kaynaklanıyor.

Çünkü hiç kimse çıkıp da beni yalama demiyor.

Yalayan memnun, yalatan memnun, hayat böyle devam ediyor.

 

Bu yalakalar öyle bir mahlûktur ki onları anlatmak çok zor.

İnanın onları tarif edecek kelimeyi sözlüklerde bile bulamadım.

Bunlar işlerini yürütecek bir efendilerini seçerler.

Günün 34 saati onunla yatar, onunla kalkarlar.

Düğmelerini ilikleyip hep hazır olda beklerler.

Doğruya yanlışa bakmazlar.

Odaklandıkları kişinin etrafında dönme dolap gibi fırfır dönerler.

Efendilerine onun, bunun dedikodusunu yaparak daha çok yaranmaya çalışırlar.

Bu yüzsüzlüklerinin meyvesini de mutlaka alırlar.

Malumunuz, yalakalık yeni bir buluş değildir.

Osmanlı döneminde de yalakalık vardı.

O zamanki adı soytarılık veya dalkavukluktu.

Kral  ne derse soytarısı doğru derdi.

Bunun bir hikayesi de var.

Bu hikayeyi sizinle paylaşarak zamanın soytarıları ile şimdiki yalakaların benzerliğini beraber ortaya koyalım.

Hikaye şöyle:

Bir gün kral soytarısını çağırıp “ canım patlıcan istiyor” demiş.

Soytarı koşarak aşçıya gitmiş.

Patlıcanın faydalarını uzun uzun aşçıya anlatarak çeşit çeşit patlıcan yemekleri yaptırmış.

Birkaç gün sonra  patlıcan yemeklerinden bıkan kral,

“Bir daha sofrada patlıcan yemekleri görmek istemiyorum” demiş.

Bunu duyan soytarı koşarak aşçıları toplamış.

Patlıcanın hiçbir yararının olmadığını uzun uzun anlattıktan sonra,

Bir daha sarayda asla patlıcan yemeği pişmeyeceğini söylemiş.

Bunun üzerine aşçıbaşı çok sinirlenmiş.

Soytarıya dönerek “  Daha iki gün önce patlıcanın faydalarını öve öve bitiremiyordun, bu gün ise yerden yere vuruyorsun” diyerek,

“Hangi dediğine inanayım” demiş.

Soytarı gülmüş.

“Ben patlıcanın değil, kralın soytarısıyım” demiş.

Patlıcanı mutlu etmezsek bana bir şey olmaz.

Ama kralı mutlu etmezsek hepimizi kovar demiş.

Hikaye böyle.

Osmanlı’da dalkavuklar adeta saray görevlileri arasında yer alırdı.

O zamanlarda da soytarılar şimdiki yalakalar gibi önemli işlere imza atarlardı.

Soytarılar her zaman kralın en yakınında olurlardı.

Zamanımızda ise yalakalar yetkili bürokratların ve siyasetçilerin en yakınındalar.

İşin kaymağını hep onlar yerler.

Osmanlı’da sarayda soytarı bulundurmak bir gelenekti.

Siyasetçilerimiz ve bürokratlarımız bu geleneği en canlı biçimde sürdürüyor.

Yalakalara ve yalatanlara ilan olunur.

Yağlar şirketten,

Yala babam yala, yalat babam yalat.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Mütevelli Heyeti İkinci Başkanı Mazhar Bilgin’den Üniversiteye Ziyaret
Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Mütevelli Heyeti İkinci Başkanı Mazhar Bilgin’den Üniversiteye Ziyaret
BESYO Öğrencisi Günal Türkiye'yi Tiran’da Temsil Edecek
BESYO Öğrencisi Günal Türkiye'yi Tiran’da Temsil Edecek