eskisehir escort istanbul escort
ABD’nin Üç PKK’lının Başına Ödül Koyması Ne Anlama Geliyor
Adnan Boynukara

ABD’nin Üç PKK’lının Başına Ödül Koyması Ne Anlama Geliyor

Bu içerik 118 kez okundu.

1. ABD’nin PKK’lı üç elebaşı için koyduğu ödülün ne anlama geldiği tartışılıyor. Türkiye açısından tartışmanın doğru bir zeminde ilerlediğini söylemek mümkün! Yani büyük bir kitle bu konuyu ciddiye almadı ve ABD’nin ikiyüzlü tutumu olarak gördü. 1 Kasım (90 gün gecikmeyle) TSK ile Münbiç’te ortak devriye faaliyeti yürüten ABD ordusunun, 2 Kasım günü PKK türevi olan unsurlarla Suriye’nin kuzeyindeki kantonlarda devriye faaliyeti yürütmesi bahsedilen ikiyüzlülüğün en somut göstergesi. Yine de, meseleyi tartışmakta yarar var.

2. Konuyu somutlaştırmak gerekirse; ABD yönetimi 6 Kasım 2018 günü “PKK terör örgütünün üç üst düzey yöneticisinin (Cemil Bayık, Murat Karayılan, Duran Kalkan) yerlerine dair bilgi sağlayacak ya da yakalanmalarına yardımcı olacak kişilere toplam 12 milyon dolarlık ödül verileceğini” açıkladı. Açıklamada iki temel konu var; “yerlerine dair bilgi sağlayacak” ve” yakalanmalarına yardımcı olacak”. Bu isimlerin nerede olduğu herkes tarafından biliniyor. Üç ismin başına ödül koyan ABD’nin, Suriye uyruklu PKK’lı Fehman Hüseyin’i dışarıda tutmasını da not etmekte fayda var. O zaman akla takılan soru, bu denli ciddiyetsiz bir kararın altında yatan sebep ne?

3. ABD PKK’yı, 1997’de terörist örgütler listesine dahil etmişti. Akla takılan birkaç soru;

ABD, başına ödül konulan Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Duran Kalkan’dan yeni mi haberdar oldu?

Bu isimlerin başına ödül koyan ABD, Suriye’nin doğusunda ortaklık kurduğu örgütün temsilcileri olan Abdi Ferhad Şahin, Polat Can, Aldar Halil gibi isimlerin Türkiye tarafından aranan teröristler listesinde olduğunu bilmiyor mu?

Türkiye, ABD’li yetkililerin bu isimlerle çektirdikleri hatıra fotoğraflarını, bunlardan aldıkları ödüllere ve birlikte yaptıkları helikopter gezilerine ilişkin görüntüleri ABD’ye sunmadı mı?

4. O zaman konunun ABD açısından taşıdığı anlamı kavrayabilmek için terör örgütlerine ilişkin yapılan açıklamaları takip etmek yeterli olur. Takip edilmesi gereken açıklama, ABD’nin Suriye Özel Temsilciliği görevini yürüten James Jeffrey;nin 8-9 ay içinde YPG hakkında yaptığı açıklamalardır.

Jeffrey, 16 Şubat 2018’de; “Türkiye’nin güneyinde üç tehdit var; PKK, DAİŞ, Rusya ve İran. PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olduğu ise şüphesiz”.

Jeffrey, Mart 2018’de; “Hiç şüphe yok ki PYD ve onun askeri kanadı olan YPG, ana örgüt PKK’nın unsurlarıdır ve genel anlamda onun kontrolü altındadır, ilgili ABD kurumları bu ilişkiyi birçok kez dile getirmiştir ancak ABD yönetimi, PKK’yı resmen terör örgütü olarak kabul ederken (YPG ile ilgili) bu durumu resmi olarak önemsemiyor gözükmektedir…”

Jeffrey, Kasım 2018’de, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi kimliği ile konuştuğunda ise “PKK’ya ilişkin pozisyonumuz net, PKK’nın aksine YPG’yi terör örgütü olarak tanımlamıyoruz, bunu hiçbir zaman yapmadık, Suriye’’ye müdahale etmeden önce de yapmamıştık” ifadesini kullanmıştı.

Jeffrey, PYD’ye neden ihtiyaç duyduklarını ve bunun anlayışla karşılanmasını ise aşağıdaki ifadelerle dile getirmişti; “Türkiye’nin şunu anlamasını bekliyoruz. ABD ve Türkiye DAİŞ’a karşı bir savaş içindeydi. Bu savaş neredeyse bitti. İşte sorun da bu noktada ortaya çıkıyor. ABD Suriye’de kalmaya devam etmek istiyor. Sebebi DAİŞ’ın geri dönmesini engellemek. ABD Irak’ı terk ettiğinde DAİŞ ortaya çıktı. Daha önemli diğer sebep ise Cenevre sürecini Suriye’nin geleceği için bir baskı olarak uygulamak istiyor. Aynı zamanda İran’ın Suriye’de yayılımını durdurmak istiyor. İyi haber, Türkiye’nin de bu kaygıları paylaşması. Kötü haber ise ABD’nin Suriye’de kalabilmesi için bir platforma ihtiyacı var. Bunlardan biri kuzeydoğuda müttefikimiz PYD. Türkiye’nin söyledikleri ve kaygıları çok anlaşılır. ABD Suriye’yi terk etmeye hazır değil. Türkiye buna tepkili”.

5. Bu noktada, ABD’nin Suriye meselesine ilişkin tutumunu/bakışını ortaya koymakta fayda var. ABD’nin Suriye’de devam eden savaşa, katliama ve sivil halka yönelik tehcire bakışı çıkar merkezli. Çıkarlarını ise aşağıdaki gibi somutlaştırmak mümkün;

İran ve Rusya’nın Suriye rejim ile kurdukları ilişkiler üzerinden edindikleri nüfuz, ABD’nin kendi varlığını hissettirmesi konusunu önceliği haline getiriyor.

ABD, “İsrail’in güvenliği sorunu ne olacak” sorusuna cevap bulamadığı için Suriye meselesinin kaotik bir zeminde ilerlemesini destekliyor. Bunu ise nüfuz ettiği PKK türevi PYD/YPG ve kuruluşunda yönlendirici olduğu DAİŞ üzerinden (çarpıştırarak) yapıyor. Dolayısıyla ABD’nin önceliği İsrail’in güvenliğini garantiye alacak bir rejim değişikliği, bu mümkün değilse kaosun devam etmesi.

Rusya’nın Suriye rejimi üzerinde kurduğu hegemonya ile Doğu Akdeniz’de sahip olduğu üs ve ortaya çıkan enerji kaynakları nedeniyle, Doğu Akdeniz’de var olmak ve kontrol etmek istiyor.

Dünya petrol rezervinin %48’ine sahip olan Ortadoğu’da daha kalıcı bir pozisyon almak istiyor.

6. ABD’nin bu amaçlarını/isteklerini gerçekleştirebilmesi için Suriye’de var olması şart. Bunun için de bir partnere ihtiyacı var. ABD’nin partneri “asimetrik savaşta da kullanabileceği PKK türevi olan PYD/YPG/SDG.” Bu partnerliği/ilişkiyi/ortaklığı meşrulaştırmak için ise Irak işgali sürecinde, uyguladığı politikalarla ve yönlendirmelerle, ortaya çıkmasında önemli payı olduğu terör örgütüne ilişkin üretilen, “DAİŞ terör örgütüne karşı mücadele” gerekçesine sarılıyor.

7. Türkiye, 2015 ortasından bu yana, farklı bir terörle mücadele konsepti izliyor. Geçmişte terör örgütü ile mücadele edilirdi, örgüt büyük kayıplar verirdi, ama toplumsal zemini güçlenirdi. Şimdilerde ise örgüt hem büyük kayıplar veriyor, hem de toplumsal zemin kayboluyor. İşte bahsettiğimiz yeni terörle mücadele konsepti bunu sağladı. Bunun üzerine, ABD tarafından Suriye’de örgüte alan açıldı. Açılan bu alan sonucu örgüt yapısı; sahip olduğu silahlar, aldığı eğitim, örgütlenme yapısı ve kadro bakımından yeniden formatlanıyor. Bir yandan PKK küçültülerek Türkiye’yi rahatsız edecek/uğraştıracak bir konumda tutuluyor, öte yandan PKK’dan devşirilen kadrolar ile kurulan yeni örgüt(ler)le yola devam etmek amaçlanıyor. Bunun daha az maliyetli olacağı öngörülüyor. ABD’nin bu çalışması, “PKK’yı PKK’dan ayrıştırma” olarak isimlendirilebilir. Bu mümkün mü, elbette değil! Yine de, terör örgütüyle ilişki kurmanın neden olacağı maliyeti daha da düşürmek/azaltmak için ise “DAİŞ terörü ile mücadele” gerekçesini diri tutmaya özen gösteriyor.

8. ABD, Fırat’ın doğusunda hedeflediği yapıyı kurmak ve kaos ortamını sürdürmek için DAİŞ terör örgütünü istediği zaman canlandırabiliyor. Yani ABD; PKK ile DAİŞ arasında oluşturduğu tahterevalli ile Suriye’nin toprak bütünlüğünü belirsiz bir tarihe kadar destabilize etmek istiyor. Irak, Afganistan ve Libya’da oluşturduğu istikrarsızlık ortamını Suriye’ye de muhafaza ederek, varlığını dilediği gibi tesis etmek ABD’nin öncelikli hedefi. Bu hedef için her şeyi yapabileceğini gösteriyor!

9. Bu noktada, PKK konusunu bir kenara bırakacak olursak, Türkiye’nin dikkatle izlenmesi gereken diğer konular;

ABD’nin, bölgede ayrı bir devlet kurma projesi olduğu sıklıkla gündeme geliyordu. Bu proje Irak’ta, işgal sonrası ortaya çıkan federatif yapı nedeniyle hem zemin bulamadı hem de anlamsızlaştı. Türkiye’den “bir parça koparma” projesi, terörle mücadele kararlılığı ve 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişimi sonucu rafa kaldırıldı. İran’da ise bunun ideolojik ve toplumsal zemini yok. Bu koşullarda, Rusya ile girdiği nüfuz savaşının da gereği olarak, konuyu Suriye topraklarına taşındı. ABD, Irak’takine benzer, federatif veya özerk bir yapıya “evet” diyor. SDG üzerinden Şam yönetimi ile yürütülen görüşmelerin içeriği bu durumu teyit ediyor. Aslında Irak’ta yapılan ve şu an Suriye’de yapılmak istenenler dikkate alınırsa, ABD’nin, Ortadoğu’da üniter ulus devletçikler yerine federatif bölünmelere ve özerk yapılara dayalı bir modeli tercih ettiği açıkça görülür. Müdahale imkanını kolaylaştıran federatif yapıların Ortadoğu’da artacağını not etmekte fayda var!

ABD’nin Ortadoğu’ya ilişkin yeni projelerini hayata geçirmek için farklı ittifakları zorladığını ve bunlar üzerinden bölgeyi değişime zorladığı açıktır. Türkiye’nin kendi pozisyonunu ve tarafı olacağı olası ittifakları bu denklemler kapsamında değerlendirmesi elzemdir.

ABD, Doğu Akdeniz-Suriye ekseninde ortaya çıkan hakimiyet mücadelesinde aldığı yeni pozisyonu Kıbrıs Rum Yönetimi (KRY) üzerinden ortaya koydu. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, 6 Kasım’da, Washington’da KRY Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulides ile yaptığı görüşmede, yeni bir güvenlik anlaşması imzalandığı iddia ediliyor. Yani ABD, Mısır-İsrail-KRY-Yunanistan arasında oluşturulan ‘işbirliği’ çabası üzerinden Doğu Akdeniz’i kontrol altına almayı amaçlamaktadır! Bu denklemde ise Kıbrıs ve enerji kaynakları konusu takip edilmesi gereken bir konu.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Terör Suçundan Aranan Şahıs, Çelikhan’da Yakalandı
Terör Suçundan Aranan Şahıs, Çelikhan’da Yakalandı
Adıyaman’da Kaçak Avlananlara Bin 322 Lira Ceza Kesildi
Adıyaman’da Kaçak Avlananlara Bin 322 Lira Ceza Kesildi