Advert
Mehmet Ateş
Mehmet Ateş
Giriş Tarihi : 27-12-2020 14:46
Güncelleme : 27-12-2020 20:54

İlk Öldürme: Habil ile Kabil ve Alınmayan Dersler

İlk öldürme olayının, Hz. Adem (as)’in çocuklarından olan Kabil’in, hırsı ve öfkesinin esiri olup kardeşi Habil’i öldürmesiyle gerçekleştiği, Kuran-ı Kerimde ayrıntılı bir şekilde bahsedilmektedir,

Hâbil ve Kabil hadisesi Kur’ân-ı Kerîm’de isim verilmeden şu şekilde nakledilir:

“Onlara Âdem’in iki oğlu hakkındaki haberi gerçek olarak oku. Hani her biri birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti.

Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil):

- ‘Seni öldüreceğim’ demişti.

Kurbanı kabul edilen (Habil):

- ‘Allah sadece muttaki olanlardan kabul eder. Andolsun sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Ben âlemlerin rabbinden korkarım. Ben dilerim ki sen benim günahımı da kendi günahını da yüklenesin ve cehennem halkından olasın. Zalimlerin cezası budur’ dedi.

(Kabil) Nefsi kendisini kardeşini öldürmeye yöneltti ve nihayet onu öldürdü; böylece ziyana uğrayanlardan oldu.

O anda Allah bir karga gönderdi. Karga ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeliyordu. Kardeşini öldüren(Kabil):

-‘Yazık bana, şu karga kadar bile olmaktan, kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim!’ dedi; sonunda da pişmanlık duyanlardan oldu” (el-Mâide 5/27-31).

Kuranda geçen bu kıssada, biz insanların alması gereken dersler, ibretler vardır elbette. Buna benzer bir çok kıssa var. Hz. Yusuf'un başına gelenler mesela... Kıssalar, (haşa) masal olsun diye değil, insanoğlunun bu yaşantılardan örnek alması, bu yanlışlara düşmemesi, düştüğü takdirde sonucun ne olacağı bilmesi ona göre davranması gerektiği ifade edilmektedir.

Tefsir uzmanı değiliz ama burada alınması gereken mesajlardan biri de; hasedin, her zaman çok kötü bir şey olduğu, gözleri kör ettiğini, kardeşini dahi haksızca öldürmeye kadar götürebileceği, sonunda büyük pişmanlık duyacağı ve tümüyle kaybedenlerden olacağı ifade edilmektedir.

Öte yandan öldürülen kişinin (Habil) tavır ve davranışları incelendiğinde, şöyle ifade edilebilir: Güzel huylu, alçakgönüllü, samimi ve Allah’tan hakkıyla korkan, takvalı kişilerin kimseye haksızlık etmeyeceği, etmemesi gerektiği ve öldürülmeyle karşı karşıya kalsa dahi hiçkimseyi öldürmeye yeltenmeyeceği anlaşılmaktadır. Elbette "biri, yüzüne vurduğu takdirde öbür yüzünü çevir" anlamında değil bu tavır; adaletli, haksızlık etmeden hakkını almaya çalışan ama haksızlığa da rıza göstermeyen bir tavır.

O günden bugüne değişen bir şey yok gibi; hırsın, öfkenin esiri olan insanoğlu; öldürmeye, yok etmeye ve haksızlık etmeye devam etmektedir.

Dün bölgemizde, Şanlıurfa’da meydana gelen acı olayı herkes duymuştur. İki aile arasında, arazi anlaşmazlığından çıkan kavganın sonucunda silahla taranıp öldürülen 6 insan... Kan donduran bir olay, korkunç... katledilenler, yaralılar ve geride kalan dul, yetim ve gözü yaşlı analar...

Bir anlık öfkenin, hırsın ve hasedin, insanları ne hallere düşürdüğünü görebiliyoruz.... Öldürmenin çözüm olmadığı, daha büyük sorunlara ve acılara yol açtığı bilindiği halde Maalesef öldürmeye, kan dökmeye devem edilmekte, ders alınmamakta.

Ya geride kalan aile fertlerinin hali... Bir tarafta ağıtlar yakılıyor, çığlıklar yükseliyor...Diğer tarafta korku, endişe, pişmanlık çaresizlik ve ümitsizlik...Her iki ailenin de yaşadığı, yaşayacağı trajedi...

O acıya şahit olan o masum çocukların korku dolu gözlerini, küçücük yufka yüreklerinin kaldıramayacağı acıyı kim tasvir edebilir...Ya o çilekeş anaların hali...Rahat yüzü görmemiş analar...Yüzleri acılardan kırışmış o anaların yüreğine düşen kor ateşin acısını...Anaların payına düşen hep acılardır, ağıtlardır, feryadı figandır...
 

Peki, istediğini elde eden, mutlu olan taraf var mı? Hayır. 

Peki, ne uğruna bu ölümler? Küçücük bir arazi uğruna...

Değer mi? Hayır.

İki ailede de huzur kalır mı bugünden sonra? Bir aile, her şeyini, toprağını geride bırakıp gurbet yollarına düşecek, birileri cezaevlerinde ömür çürütecek ve vicdan azabıyla yaşamaya çalışacak...Geride kalanlar da ise acı, öfke ve bitmeyen kan davaları...hangi taraftan bakılırsa acı,korku, endişe

Şimdi sormak lazım;

  • Bir anlık öfkeye değer mi bu vahşet?
  • Bir arazi, ya da dünyalık bir mal mülk, bir insanın canından daha mı değerli?
  • Anlaşmazlıklarımız ne zaman kanla çözülmüş ki bu da çözülsün?
  • Varsa bir anlaşmazlık mahkemeler var sonuç ne olursa olsun kabul etmek bu kavgalardan ve ölümlerden daha iyi değil mi?
  • Hiç bir arazi, mal mülk, geride kalan masum çocukların ve anaların gözyaşlarına değer mi?

Bu topraklar, kana doymuyor maalesef...Umarım bu acı olaylar son bulur. Huzur ve kardeşlik içinde birbirimize tahammül ederek, anlayış göstererek yaşamak... Sabır ve merhamet ne güzel şeyler... Güzel olduğu için Allah sabrı ve merhameti tavsiye ediyor ya...

Ölenlere rahmet geride kalanlara büyük sabır diliyorum.

@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Gölbaşı’nda Cumhuriyet Bayramı Coşkuyla Kutlandı
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Gölbaşı MYO öğrencilerinden çevre temizliği
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA